|
|
|
BORCLU Bedrettin
Ömer,Tebriz şehrinin muhtesibi idi. (Satılan mallardan vergi alan
memur, yahut polis veya belediye zabıtası görevini yapan
kimse.) Cömertlikte eşi, emsali yoktu. Hatta denebilir ki onun
sahaveti memleketin dört bir yanını tutmuştu. Öyle bir erdi ki;
gönlü adeta bir deniz, her kılı dahi sıfatını yansıtan numune gibi
idi. Birisine denizler dolusu iyilik yapsa, verdiğinden - O dost vefat etti!.. Evvelsi gün dünya yurdundan göçtü!.. Bu gam yurduna doymuştu zaten, gemisini sürdü, gitti!.. Güneş;gölgesine sığınılanın, gölgesini dürüverdi,
dediler. Aklı başına gelince yalvarmaya başladı Allah’a: - Ya rabbi!... Suçluyum, halka ümit bağladım .. Evet muhtesip çok cömert idi ama, hiç de senin eşin olamaz!.. O külah bağışlar, sen; akıl dolu baş verirsin!.. O kaftan verir, sen; boy pos verirsin. O altın verir, sen; altın sayan el!.. O katır verir bana, sen; ona binecek akıl!.. O bana ışık verir,sen; aydın göz!.. O meze verir, sen; onu yiyecek kabiliyet!.. O maaş verir, sen; ömür ve hayat!.. O oda verir, sen; gök ve yer!.. Senin verdiğin sahada onun gibi yüzlercesi yaşar. Altın
senindir, altını o yaratmadı. Ekmek senindir, ekmeği sen
bağışladın!.. Ona cömertliği, merhameti veren de sensin!.. Cömertlik
ettiğinde duyduğu sevinci ve neşeyi de veren sensin!.. Ben onu
kendime kıble edindim de, asıl kıble edilecek - "Bu görünen şey suyun aksetmesinden başka nedir ki?.. Her şey iki parmağı arasında olan Allah’ın, bir hayal göstermesinden başka bir şey değildir.." diyemedi. Kinlendin mi, duygularının esiri olursun. Halbuki her şey "O"nun aksidir. Kişideki kahır, Allah’ın kahır sıfatındandır!.. Suç olarak gördüğün, suçunun cinsindendir!.. Sendeki çirkin huy, onda göründü!.. Çünki o bir aynadır, sana!.. Güzelim;
aynada çirkinliğini görünce, aynaya saldırma!.. Mezarın başına gelince garip dedi ki: - Ey her
yoksulun dayanağı, güvendiği zat!.. Ey himmeti umulan, ey yolda
kalanların imdadına erişen!.. Ey rızıklarımız için gam yiyen, bizi
unutmayan, ihsanı, lûtfu; Allah rızkı gibi umumi olan!.. Ey
yoksulları geçindirmek, onların borçlarını vermek için ana, baba
gibi olan!.. Deniz gibi; yakınlarına inci, Neredesin ki; yeşillikler gibi gülesin de, al, onun on mislini de al diyesin, ben yeter dedikçe, sen fazlalaştırasın ihsanını. Bir alem nasıl olur da toprak altına sığar?.. Hâşa!.. Sen diriyken de bu alemden dışarıda değildin, şimdi de!.. Dokuz bin altın borcum var, elimden tutanım yok, topu topu yüz altın var elimde şehirden toplanmış, o kadar!.. Allah seni çekti aldı, ben de bu karışıklıklar içinde kalakaldım, ümitsiz bir halde!.. Gidiyorum ey güzel zat!.. Senin hasretinle, iştiyakınla dolu olan kuluna himmet et, himmeti kutlu olan!.. Ayrıldılar mezarın başından. Kethüda evine götürdü borçlu garibi. Yüz altını, mühürlü bir kağıt alıp, saydı eline. Yemek çıkardı. Yediler, içtiler. Hikayeler anlattı, derdini bir an olsun unutturmaya çalıştı. Vakit gece yarısını geçince uyku onları aldı, derinlere, ta can otlağına götürdü. Kethüda, rüyasında muhtesibi gördü, odanın baş köşesinde oturuyordu. Diyordu ki: - Ey dost!..
Neler söylediysen bir bir hepsini duydum. Fakat cevap vermeme izin
yoktu!. İşlerin gidişatını öğrendiğimizden, ağzımızı mühürlediler.
İzinsiz açamam. Gayb sırları faş olmasın, şu hayat, şu geçim
yıkılmasın diye bizi söyletmiyorlar!.. Gaflet perdesi tamamıyla
yırtılmasın, mihnet tenceresi ham kalmasın diye sustururlar bizi!..
Kulağımız kalmadı ama, baştan ayağa kulağız, ağzımız söylemiyor,
dudağımız yok ama, baştan başa sözüz!.. Ne verdiysek burada bulduk
şimdi. Bu alem perdedir,o alemse asıl, hakiki alem!. Ekim günü,
ektiğini gizleme günüdür, tohumu toprağa saçma günüdür. Devşirme
vaktiyse; ektiğinin zuhur ettiği gündür, o gün mükafat günü,
ektiğini biçme günüdür!.. Şimdi benden o konuğuna edeceğim ihsanı
duy!. Dokuz bin altın borcundan haberim vardı. İki, üç mücevher
hazırlamıştım, borcuna yeter de artar bile. Vereceklerini
verir, Kethüda; sıçrayıp uyandı, ellerini çırparak oynamaya, gazeller okumaya, başladı. Konuk da uyandı. - Ne sevdalardasın ey kethüda?.. Sarhoş ve güzel bir halde kalktın. Gece rüyanda neler gördün de böyle ne şehre, ne ovaya sığmıyorsun?.. Dedi. Kethüda: - önlüme bir
güneş doğdu,O uyanık Muhtesibi, sevgiliye ulaşmak için can vereni
gördüm rüyamda!.. İstekleri vereni, bir iş için çağırılınca bin
kişiye bedel olan efendiyi gördüm... |
|
Bu hikaye MEVLANA'nın Mesnevi:6.Cilt-Sayfa:238-..........-283 adli kitaptan alinmistir. |
Herhangi bir yanlışlık gördüğünüz zaman lütfen uyarınız. Şimdiden teşekkürler...
![]() |
![]() |
|