|
|
|
DAVUT (a.s.) 'ın HÜKMÜ Yoksul adam gece gündüz feryad-ü figanla dualar edip ; eziyetsiz, zahmetsiz, çalışıp kazanmadan helâl rızık istemekteydi Allah’tan. Israrla duasına devam ettiği günlerden birinde, oturduğu yerin kapısından içeri bir öküzün girdiğini görür, dualarına icabet olarak gönderildiğini düşünerek oracıkta kesip, kebap eder hayvancağızı. Öküzün sahibi onu görüp: - Ey karanlıkta benim öküzümü aşıran; borçlusun bana. A ahmak, hilebaz, insafsız adam ; neden kestin öküzümü?.. dedi. Adam: - Allah’tan rızık istiyor, kıbleyi niyazımla besleyip duruyordum. Bunca zamandır yaptığım dualar kabul oldu . O benim rızkımdı. Onun için tutup kestim... İşte sana cevap, dediyse de, öküz sahibi yakasın sarıldı, sabredemedi, yüzüne bir kaç tokat vurdu. Sonra da çeke çeke Davut a.s. ın yanına götürdü, bir yandan da: - Gel bakalım zalim , ahmak... saçma sapan lafları bırak azgın herif... aklını başına al, kendine gel. Bu ne biçim dua? Âlemi bana da güldürme, kendini de maskara etme... diye söylenirken , adam da: - Ben Allah’a dua ettim, göz yaşları dökerek yakardım. İyice biliyorum ki duam kabul edildi. Sen, ey kötü sözlü ... gayrı başını taşlara vur!... dedi. Öküz sahibi bağırıp , çevresine daha fazla kalabalık toplayarak , haklılığına inandırmak için: - Ey Müslümanlar, buraya toplanın!... Gelin de şu herifin hezeyanlarını duyun. Allah için söyleyin ; dua nasıl olur da benim malımı ona mal eder?... Eğer dua ile mal sahibi olunsaydı; bütün alem dua eder, mal mülk sahibi oludu. Kör dilenciler de yücelir, bey kesilirlerdi. Halbuki gece gündüz dua ederler, lakin ellerine bir şey geçmez ... diye haykırıyordu. Halk: - Bu müslüman doğru söylüyor. Hiç dua, bir şeye sahip olmaya sebep midir?.. Bu şeriatte görülmüş bir şey midir?... Bir şeye sahip olmak için: Ya paranla satın alırsın, ya miras kalır, yahut da gönlünden gelir sana bağışlar. Bu çeşit bir şey olmadan hiç bir mala sahip olunmaz ki!... Senin bu yaptığın hangi şeriat kitabında yazılıdır?... Ya sahibine öküzünü geri vereceksin, yahut da hapse gireceksin, diye fikirlerini belirttiler. Adam yüzünü göğe kaldırarak dedi ki : -Ya rabbi!... Benim halimi senden başka kimsecikler bilmez. O duayı gönlüme ilham edip, ümitlendirdin. Laf olsun diye dua etmedim ki ben. Ne zaman körcesine dua ettim?.. Ne zaman senden başkasına ihtiyacımı beyan ettim?... Kör ; bilgisizlikle halktan bir şeyler umar... ben ise; senden umuyorum!... Asıl kör kendisi ki, beni kör sandı. Canla başla niyaz ettiğimi görmedi bile. Benim körlüğüm, aşk körlüğüdür. Sevdiği şey insanı kör eder, gözleri başkasını görmez ya!?... İşte bu körlük , o körlüktür. Ya rabbi!... Sen görmektesin. Beni sen de kör sanma. Senin lütfunun etrafında dönüp dolaşmaktayım. Ey lütfuna uzandığım, ey kendisinden hiç ayrılmadığım Allah’ım; Yusuf’a ruya gösterdin, O da ona inanıp, güvendi ya!?... Halk benim sırlarımı bilmiyor, onun için yaptığımı saçma sanıyor ya!.. Hakları da yok değil. Gayb sırrını; sırları bilen, ayıpları örten Allah’tan başka kim bile bilir ki?... Öküz sahibi dedi ki: - Ne yüzünü göğe çevirip duruyorsun?. Bana çevir de doğruyu söyle. Delirdin mi ki, böyle hatalara düşüyor, aşktan, Allah’a yakınlıktan dem vuruyorsun?.. Sen gönlü ölmüş biri iken, hangi yüzle, yüzünü göklere çeviriyorsun?... Adam: - Ya Rabbi!... Bu kulunu rezil etme, kötülük yaptıysam bile sırrımı halka açma, sana nice zamandır yakarmaktayım. Halka karşı bunların bir kıymeti olmadığını biliyorum. Ama sana âşikardır... diye yakarmaya devam etti. Bu sırada Davut a.s. evinden dışarı çıkıp : - Ne var, ne oluyor?.. dedi. Davacı dedi ki : - Ey Allah’ın peygamberi ; imdat et bana. Öküzüm bu adamın evine girmiş, o da onu kesip yemiş. Öküzümü neden kestiğini sor da söylesin?... Davut a.s. : - Ey kerem sahibi; neden sana haram olan o öküzü kestin, söyle bakalım ?. Yalnız saçma sapan şeyler söyleme, delil göster ki davayı bitirelim, dedi. Adam dedi ki: - Ey Davut ; yedi yıldır gece gündüz dua etmekte , Allah’tan : “Ya rabbi!...helâl ve zahmetsiz bir rızık istiyorum...” diye niyazda bulunmaktaydım. Kime sorarsan sor; erkek, kadın, çoluk çocuk her kes bilir benim bu halimi. İstersen yanımda değil de gizlice sor. Böyle duada bulunduğum o gün bir de baktım ki evime bir öküz girivermiş... Hiç bir şey düşünmedim, sevincimden gözlerim karardı adeta. Ama lokma sevinci değildi bu!.. Duam kabul edildi diye sevindim. Bütün kusurları bilen Rabbim dualarımı kabul etti dedim, buna şükrane olsun diye de öküzü kesiverdim!... Davut a.s. : - Bu sözlerden vaz geç. Davana şer’i delil getir. Delilsiz hüküm verip de batıl bir sünnet mi koyayım, kötü bir adet mi bırakayım şehre. Öküzü sana kim bağışladı, satın mı aldın yoksa?. Yahut mirasa mı kondun?.. Bir ekine nasıl sahip olabilirsin?... Ektinse senindir. Kazanmakta ekmeye benzer. Ekmedikçe ona sahip olmaya hakkın yoktur. Ektiğini biçersin. Yoksa haksız olduğun, zulmettiğin anlaşılır. Yürü, eğri büğrü söyleme. Bu müslümanın malını ver, paran yoksa borç al ver. Boşuna knuşma, dedi. Adam: - Padişahım ; sitemkârlar ne söylüyorlarsa, sen de onların söylediklerini söylüyorsun , dedi , secdeye kapandı : “Ey benim yanıp yakıldığımı gören Allah’ım!... Gönlüme saldığın nuru onun da gönlüne sal!.. Ey ihsan sahibi Rabbim!..” diye dua etti, ve hemen akabinde öyle bir ağlayışla ağlamaya başladı ki, Davut a.s. ‘ın gönlü yerinden oynadı. Davacıya dönerek dedi ki: - Ey öküzü dava eden ; bu davanın görülmesinde ısrar etme, bugün bana mühlet ver. Halvete gidip namaz kılayım da bu durumu, sırları bilen Allah’tan sorayım. Namazda Rabbime bağlanırım, “namaz gözümün nurudur...” sırrı zuhur eder, can pencerem zevk ve şevkle açılır, Allah’ın lütfu oraya vasıtasız gelir. Bu lütuf bana madenimden, hakikatimden gelir, penceremden evime girer. Penceresi olmayan ev cehennemdir. Ey kul, dinin aslı pencere açmıştır. Hemencecik de ormana dalma, Pencere açmak için balta var. Bilirsin ki zâhiri hayvan da görür. Peki... Adem’e : ”Kerremnâ!...” denmesinin sırrını düşündün mü hiç?... Ben nurlara gark olmuş bir güneşim. Kendimi nurdan ayırt edemiyorum. O halvete girmem, namaz kılmam halka öğretmek için. Bu âlem doğrulsun diye ayağımı eğri atmaktayım. Ey insan, savaş hileden ibarettir!... İzin yoktu, yoksa Davut a.s. bu sırları hep anlatacaktı... Halkın içinden birisi seslendi bu arada: - Hiç şüphemiz yoktur, dedi. Davut a.s. kendine geldi, sözünü kısa kesti, halvet edeceği yere hareket etti. Kapıyı kapayıp acele mihrabına, duasının kabul edildiği yere yöneldi. Allah ona bu işin hakikatini bildirdi, tamamını gösterdi. O da işi anladı, öç alınacak kimdir, kısasa layık olan hangisidir bildi. Ertesi gün herkes toplandı, halk ta gelip Davut a.s. ’ın huzuruna dizildiler. Davacı yine aynı şeyleri tekrarladı, bir çok ağır şeyler söyledi. Davut a.s öküz sahibine dönerek : - Sus !... Bu davayı bırak. Öküzü de bu müslümana helal et de yürü git!. Madem ki Allah senin sırrını açmadı, O’nun bu sır örtücülüğüne şükret de sükût et!... dedi. Öküz sahibi : - Bu nasıl hüküm, bu nasıl adalet?... Benim için yeni bir şeriat mı kuracaksın?.. Adalet âleme yayılıp ; yer gök hükümlerinle güzel kokular sürünmüşken, kör köpeklere dahi bu sitem yapılmadı. Bu tecavüzden , bu cefadan taş bile hararetlendi de yarıldı. Ey ahali!... Gelin de görün zulmü, diye bağırıp çağırmaya başladı. Davut a.s.: - A inatçı ; bütün malını mülkünü hemencecik ona bağışla. Yoksa bak, sana söylüyorum, işin sonu fena olur. Yaptığın zulüm ve cefa meydana çıkar, dedi. Öküz sahibi bu sözler üzerine başına topraklar serpip, elbiselerini yırtarak haykırıyor, bir yandan da Davut a.s. ‘ ı kınıyordu: - Her an zulmünü artırıp durmaktasın!.. Davut a.s. , öküz sahibine tekrar seslendi: - Ey bahtı körleşmiş herif!.. Madem ki talihin yok, gayri yavaş yavaş karanlıklar basmaya başladı. Senin gibi bir eşeğe , çerçöple saman bile yazık. Öyle olduğu halde yine baş köşeyi gözetmektesin. Yürü... çocukların, karın da onundur , onun kulu kölesidir artık. Daha fazla söylenme!... Davacı iki eline aldığı taşlarla göğsünü yumruklarken, bir yandan da bir aşağı, bir yukarı koşup dövünmekteydi. Davacının gönlünde olanları bilmediklerinden halk ta Davut a.s. ‘ ı kınamaya başladılar. Davut a.s. halka dönerek dedi ki: - Dostlar, gayri o gizli şeyin meydana çıkma zamanı geldi. Hepiniz kalkın şehirden dışarı çıkalım, filanca ovada büyük bir ağaç vardır... hani dalları çok, kol, budak salıverip geniş alanları kaplayan o ağaç yokmu?... İşte o ağcın kökünden bana kan kokuları gelmekte. Gidelim de o sırrı öğrenelim birlikte. Bu kötü herif efendisini o ağacın altında öldürüp , suç aletiyle birlikte gömmüştür. Allah’ın Hilm’i, Settar’lığı bunu şimdiye kadar örttü. Fakat bu kaltaban hiç şükretmedi. Efendisinin çocuklarına bayramlarda, nevruzlarda hiç bir şey göndermedi. O yoksulların hallerini sormak şöyle dursun, semtlerine dahi uğramadı. Şimdi de bu mel’un herif bir öküz için onun oğlunu yere vurmakta. Günahının perdesini kendi kaldırıyor, yoksa Allah suçunu örtüyordu. Kâfir olsun, fasık olsun , herkes kendi perdesini kendi yırtar... Halk şehirden çıkıp o ağacın altına gelince Davut a.s. dedi : - Şu zalimin önce ellerini bağlayın da, suçunu meydana çıkarıp, bayrağı ovaya dikelim . Sonra da davacı öküz sahibine (!!!) dönerek : - Ey köpek!... Sen bu adamın atasının kölesi iken , onu öldürdün , kanına girdin. Efendini öldürünce malını mülkünü zapt ettin, şimdi karın olan o kadın dahi onun cariyelerinden idi. Ondan erkek, dişi ne doğduysa hepsine mirasçı bu adamdır. Çünki sen bir kölesin ... çalışıp çabalarsın, eline geçen onundur. Şeriat mı aradın?... Al sana mükemmel bir şeriat!. Sen efendini zari zari ağlatarak öldürmek isterken, o sana yalvarıyor : -”Aman yapma, etme ne olursun!...” diye yakarmaları duvar olmuş kulağına çarpıyordu. Gördüğün hayalin korkusuyla kestiğin adamcağızın başıyla beraber suç aletin olan bıçağı da beraberce toprağa gömdün. İşte baş da, bıçak ta şuracıkta gömülü. Hatta o bıçakta da kendisinin adı işlenmiştir. Haydi, kazın bakalım şurayı, dedi , Davut a.s. Yeri kazdılar, bıçağı da bulup çıkardılar, kesik başı da!... Halka bir velveledir düştü. Zanlarının utancı hem yüzlerinde, hem kalplerindeydi. Ondan sonra öküzü kesene seslendi Davut a.s. : - Gel buraya hak sahibi sensin. Bu yüzü karadan hakkını al , dedi. Daha sonra aynı bıçakla o adamın da öldürülerek kısas edilmesini emretti. Nefsini öldür de, âlemi
dirilt.
Nefis; efendisini öldürmüştür, sen onu kendine kul, köle
yap!.. Kendine gel!. Öküzü dava eden senin nefsindir , vehmî
benliğindir!...
Kendisini efendi yerine koymuştur, ululuk
taslamaktadır. Peki... onun zahmetsizce rızıklanması neye bağlıdır? Kötülüğün aslı olan öküzün öldürülmesine!... Zahmetsiz rızık nedir?.. Nebi ve Resullerin rızıklarıdır. Bu da öküzün öldürülmesine bağlıdır. Yani hazine öküzün içindedir. Yerleri kazıp hazine aramak beyhude emektir... Mesnevi:3. Cilt - Sayfa:187-......-205 |
Herhangi bir yanlışlık gördüğünüz zaman lütfen uyarınız. Şimdiden teşekkürler...
![]() |
![]() |
|