Fare
bir gün kurbağaya:
-Ey
aklımın ışığı dedi!.. Zaman oluyor ki bir sır söylemek
istiyorum, sen suyun içinde oluyorsun. Derenin kıyısından ne
kadar seslensem, haykırsam, naralar atsam ulaştıramıyorum sana
sesimi. Ey yiğit, ey er kişi!.. Bu muayyen buluşma
vakitleri bana yetmiyor, sohbetine doyamıyorum senin. Yol gösteren
ibadet olan namaz beş vakit olarak farz edildi ama, âşıklar
daima namazdadırlar. O sarhoşluk, o başlardaki mahmurluk ne beş
vakitle yatışır, ne beş yüz bin vakitle .. Âşıka bir an ayrılık
bir yıl gibi gelir, bir yıllık vuslat dahi onca bir hayalden
ibarettir. Ey merhametli, sevgili dost!.. Seni görmeden bir
an bile duramaz hale geldim. Beni sevindir. Günde bir kerre vuslat
kandırmıyor bu susuzu ..
Mevkiinin zekatını ver de bu yoksula bir bak. Edepsiz yoksul buna
layık değil ama senin umumi lûtfun bunun çok üzerindedir. Lûtfun
için lûzuma hacet yoktur aslında. Güneş güle de vurur, gübreye
de, fakat nuruna ziyan gelmez. Pislik onun
hararetiyle kurur odun olur, külhanı nurlandırır, hamamın kapısını,
duvarını kızdırır ,parlatır. Pisliğe bunu yapan yeşilliklere,
güllere, nergislere neler yapmaz?.. Bir gün kerem sahibi
biri,sofiye: "Sana bugün bir kuruş mu
vereyim,yoksa yarın üç kuruş mu?" diye sorduğunda:"
Peşin sille veresiye keremden hayırlıdır!.." der. Ben de
dayanamaz oldum artık. Suya dalmama imkan yok,çünki terkibim
topraktan meydana gelmiş. Kerem et bir nişane ver sesimi sana ulaştırsın.
Bunun
için konuşup görüştüler, şu karara vardılar: Bir uzun
ip bulacaklardı. Bir ucunu farenin, diğer ucunu da kurbağanın
ayağına bağlayacaklar. İstedikleri zaman bir birlerini haberdar
ederek buluşacaklardı.
Bu düzen kurbağanın gönlüne acı geldi. "Bu pis beni
bağlıyor galiba!.." dedi ama, kararı önceden vermişlerdi.
Sözünden cayamadı.
Fare
doğru yolu bulmuş olan kurbağa ile buluşmak isteyince o aşk
ipini çekerdi. İpe güvenirdi. Derken bir alaca karga geldi, kapıverdi
fareyi havalandı. Kurbağa da onunla birlikte gökyüzünde.
Bu
durumu gören halk:
-Karga
hileyle sudaki kurbağayı nasıl avladı?... Diyorlardı.
Kurbağa; bu, suda yaşamayan susuz hayvanlar gibi, aşağılık bir
mahlûka eş olmanın lâyığıdır.
Beden
de can ayağında ipe benzer,onu gökyüzünden yere çeker durur,
Can kurbağası, kendinden geçme suyuna hoş bir surette dalmışken,
beden faresinden güzelce kurtulmuşken, onu iple çeker de,bu çekişten
ne acılar duyar.
Mesnevi:6.Cilt-Sayfa:208-..........-233