|
|
İşte
bu ahşap evin arka bahçesinde dünyaya geldim ben.
Küçücük bir yer burası. Birkaç dut ağacı, bir incir ağacı,
genç bir çağla fidanı... Ha bir de annem. Bahçenin sahibi
bugün bir köşeye maydonoz ekti. Konuşurlarken kulak
misafiri oldum, gelecek hafta da dut ağacının dibine soğan
ekeceklermiş.
Sonbahardayız... Havalar gittikçe soğuyor. Bazen iliklerime
kadar üşüyorum. Annem bu yıl kışın sert geçeceğini
söylüyor. Biliyor musunuz ben daha önce hiç kış
görmedim. Kışın bulutlardan su yağıyormuş. Öyle
diyorlar. Ama ben gözlerimle görmeden inanmayacağım
herhalde. Ah bir kış gelse. Belki biraz eğlenirim.
Bugünlerde öyle canım sıkılıyor ki! Gezmek, dolaşmak
istiyorum. Tıpkı dut yaprakları gibi. Evet, evet tıpkı
onlar gibi. Yaz boyunca onlarla çok güzel vakit geçirmiştik.
Şimdi ise hepsi birer birer dökülüyorlar. Sonra da rüzgar
onları uçurup götürüyor. Anneme çok yalvardım beni de
onlarla göndermesi için. Ama izin vermedi. Dut yaprakları
sonbaharda
dökülürlermiş, portakal yaprakları ise her
zaman dallarında durmalıymış. Kurallar, kurallar. Ufff!
Kimbilir dut yaprakları neler neler görüyordur. Bir yaprak
hem meraklı, hem de inatçı olduğu zaman yapamayacağı şey
yokmuş. Doğrusu ben de öyleydim ve birgün annem komşu ağaçlarla
sohbete daldığı bir sırada bırakıverdim kendimi boşluğa.
Ben gideceğim yerlerin, göreceğim şeylerin hayallerini
kurarken birden pat diye yere düşmeyeyim mi! Gözlerimi
annemin feryatlarıyla açtım. Diğer ağaçlar annemi
teselli etmeye çalıştıkça annem daha fazla ağlıyor hem
"- Yavrum! Yavrum ne olur ses ver!" Diye bana yalvarıyor,
hem de "Lütfen yardım edin!" diye bağırıyordu.
O kadar korkmuştum ki galiba ben de ağlamaya başlamıştım.
Üstelik her yanım da sızlıyordu. Öyle çok pişman olmuştum
ki! Ah Allah'ım! Bir dalıma dönsem bir daha annemin
sözünden hiç çıkmayacaktım. Zavallıcık hala feryat
edip duruyordu. Nihayet yaşlı bir serçe yetişti imdada.
Gelip kondu genç çağla fidanına. Ne var, ne oldu? diye
sordu. Çağla olanları anlattıkça bak şu yaramaza diye
söyleniyordu serçe. Yanıma geldiğinde hiçbir şey
söylemedi ama kızgın yüzü söylenecek bir söz bırakmamıştı
zaten. Ben daha fazla ağlamaya başlayınca kızgınlığı
geçiverdi. Kucakladı beni. "Tamam, haydi annene gidelim
daha fazla üzülme artık" deyip küçük gövdemi gagasının
arasına sıkıştırdı. Annem ağlayarak kucakladı beni.
Kardeşlerim etrafımı sarmıştı. Bir daha sözünden hiç
çıkmayacağım anneciğim, seni hiç üzmeyeceğim, ne olur
affet diye yalvardım anneme.
Evet! Belki her yaprak annesinin sözünü dinlemiyor, bazıları
yaramazlık yapıyordu ama, sonuçta her anne yavrusunu
affediyordu işte. Annelerin yüreğine şefkati yerleştiren
merhamet sahibine hamdolsun…
|